İLGİNÇ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İLGİNÇ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Kasım 2007 Cuma

Aşk acısı aslında hastalık

Alman uzmanlara göre, aşk acısı bir hastalık. İnsanlar aşk acısı çekerken, akılcı düşünemiyor. Sigara içiyorlar, günlerce yatakta kalıyorlar ve herkesten anlayış bekliyorlar.

Die Welt gazetesinin haberine göre, aşk acısı, ekonomik konum, sosyal statü, meslek gibi unsurları da dinlemiyor ve herkesi aynı şekilde etkiliyor. Karşılıksız aşk durumunda ise insanlarda kıskançlık, intikam gibi olumsuz duygular harekete geçiyor.

22 Kasım 2007 Perşembe

İnsandan büyük deniz akrebi fosili bulundu



Almanya’da, bir deniz akrebine ait kıskaç fosilinin bulunması, deniz akrebinin insandan daha büyük boya ulaşabileceğini ortaya koydu.

İngiliz Royal Society’nin Biology Letters Dergisi’nde yayımlanan makalede, Prüm kenti yakınlarında 390 milyon yıllık olduğu sanılan bir kayalıkta bulunan bu fosilin, o dönemde de sanıldığından çok daha büyük boylarda örümcekler, böcekler ya da yengeçlerin varolduğunu düşündürdüğü bildirildi.

Bulunan kıskaç fosilinin boyunun 46 santimetre olmasından yola çıkan araştırmacıların, 460 ila 225 milyon yıl önce yaşadığı sanılan bu canlının boyunun 2.5 metre olduğunu düşündüğü belirtilen makalede, bunun da en büyük eklembacaklılar için yapılan eski tahminlerin 50 santimetre daha fazlası anlamına geldiği ifade edildi.

Kimi araştırmacılar, dev eklembacaklıların boyunu o dönemde atmosferdeki yüksek düzeydeki oksijene bağlarlarken, kimileri de bunu “bir tür silahlanma yarışıyla” açıklıyor.

16 Kasım 2007 Cuma

NIKE Sporsuz Yaşama Meydan Okuyor


Nike’ın Ümraniye Meydan Alışveriş Merkezi’nde düzenlediği, Mayadrom Sport Center’in profesyonel eğitmenleri eşliğinde 8 hafta boyunca devam edecek “Gym Kardiyo” dersleri, Nike kadınlarına eğlenceli dakikalar yaşatıyor.
27 Ekim Cumartesi günü başlayan ve her cumartesi saat 14.00’te yapılacak derslerle “Gym Kardiyo”nun eğlenceli taraflarını keşfeden kadınlar, spor hocalarından randevu alarak özel programlarını belirleyebiliyor. Sürpriz hediyeler kazandıran derslere katılmak için, Meydan Nike mağazasından başvuru yapılabiliyor.

13 Kasım 2007 Salı

Google benzinliklerde bilgi pompalayacak

İnternetin en büyük arama motoru, şimdi de yolunu kaybeden sürücülere yardım eli uzatıyor. Google, gelecek aydan itibaren ABD çapındaki binlerce benzinlikte, yol bilgisine ihtiyacı olan sürücülere hizmet verecek.

Aralık başında itibaren benzinliklere yerleştirilecek yeni gaz pompaları, internet bağlantılı olacak ve Google'ın harita hizmeti yer alacak.

Sürücüler, harita bilgisi dışında, benzinlik sahiplerinin seçtiği bölgedeki yerel hotel, lokanta, bar ve hastaneleri de araştırma imkanı bulacaklar.

North Carolina merkezli pompa üreticisi Gilbarco Veeder-Root ve Google arasında varılan anlaşmayla üretilecek pompalar, Aralık ayından itibaren ülkedeki binlerc benzin istasyonuna yerleştirilecek.

CHA

12 Kasım 2007 Pazartesi

Gökyüzündeki yıldızların yüzde 5’ini görüyoruz


TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi (TUG) Müdürü Prof. Dr. Zeki Eker, tarihte insanların yaşamlarını yıldızlara göre düzenlediklerini, Suudi Arabistan gibi çöl ülkelerinde yolculukların geceleri yıldızlara bakılarak yapıldığını anlattı.

İnsanların bu dönemde yıldızlara isimler verdiklerini, haftanın günlerine verilen isimlerin de yıldızlardan geldiğini belirten Prof. Dr. Eker, şöyle konuştu:“Gökyüzünde takım yıldızları arasında hareket eden gök cisimleri var. Güneş, Ay, Mars, Merkür, Venüs, Jüpiter gibi. İnsanlar gökyüzünde gördükleri hareketli cisimlerin yıldızlardan farklı olduğunu anlamışlar ve onları tanrı olarak isimlendirmişler. Mars’a savaş, Venüs’e güzellik tanrısı demişler. Bütün tanrılara gün vermişler. Bu izler günümüzde de hala var. İngilizce’de Wednesday, Venüs günü, Saturday, Satürn günü demek.”

Zeki Eker, MÖ 3. yüzyılda yaşayan Yunan gökbilimci Hiparkos’un yaptığı gökyüzü haritasında yaklaşık 900 yıldızın ismine yer verdiğini belirtti. Ortaçağda bu sayının bine çıktığına dikkati çeken Eker, “Aslında gökyüzüne bakan bir kişinin yaklaşık bin yıldız görmesi lazım. Ancak günümüzde ışık kirliliği yüzünden büyük şehirlerde yaşayan insanların gördükleri yıldız sayısı 40’ı, 50’yi geçmez” dedi.

Işık kirliliği yüzünden gökyüzündeki yıldızların yeteri kadar görülemediğine dikkati çeken Eker, çocukların da gökyüzünden çok televizyon ve bilgisayar ile ilgilendiğini ifade etti.

Zeki Eker, ABD’de gençlerin sosyal bilimlere olan ilgisini fen bilimlerine çekmek için 1970’lerde “Star” adı altında bir proje yürütüldüğünü belirterek, Türkiye’de de çocukların ve gençlerin gökyüzüne olan ilgisini değerlendirip fen bilimlerine olan ilginin artırılabileceğini kaydetti.

9 Kasım 2007 Cuma

24 ve Umutsuz Evkadınları da grevde


Hollywood senaristlerinin grevi, henüz ilk haftasını doldururken, ekranları etkilemeye başladı. Senaryo üretimi durunca, birçok dizinin çekimlerine ara verildi. Grevin etkilediği diziler arasında 24 ve Desperate Housewives da var...

Senaryo yazarlarının grevi, Amerikan dizi sektörüne büyük darbe indirdi. Birçok dizinin çekimleri, yeni senaryo yazılmadığı için durma noktasına geldi. Yaklaşık 12 bin senaristin 20 yıldır ilk kez yapılan grev yüzünden, senaryosu günlük yazılan bazı “talk-show” programlarının çekimlerine ara verildi.

Bu diziler arasında CNBC-e’de de yayınlanan “24”, “Desperate Houswives”, “Family Guy”, “Two and a Half Men” ve “The New Adventure of Old Christine” da bulunuyor.

24’ün sezon açılışı ertelenirken “Desperate Houswives” ekibi, ellerindeki son senaryoyu bu hafta tükettikleri için çekimlere ara verdi..

Son çekim günü, senaristlerin setin hemen dışında yaptıkları gösteri nedeniyle zorlu geçti..

Dizinin baş karakterlerinde Eva Longoria, pizza dağıtarak senaristlere destek verdi.

“The New Adventures of old Christine”in yıldızı Julia Louis Dreyfus da grevdekilerin yanındaki isimler arasında yer aldı.

Dreyfus, “Grevi destekliyorum ve senarist birliğine destek vermek için burdayım” dedi.

“Grey’s Anatomy” oyuncularıysa dizi kostümleriyle senaristlerin yanında oldu.

6 Kasım 2007 Salı

Peki sizin zeka türünüz hangisi?

Bilim adamları tarafından yapılan araştırmalar sonucunda zekanın birden fazla alana yayıldığı ve herkesin kendine özgü zeka türüne sahip olduğu fikri yayın. Peki sizin zeka türünüz hangisi?

Sözel zeka:
Kelimeleri etkili kullanma yeteneğidir. Dinleyerek öğrenmeyi sever, duygu ve düşüncelerini sözel ifadelerle aktarırlar. İyi yazarlar, iyi anlatırlar, kitap okumayı, kelime oyunları severler. Kavramlarla ve kelimelerle düşünürler. Sözel zekaya sahip insanlar daha çok yazar, gazeteci ve politikacı olurlar.

Sayısal zeka:
Sayısal zekası yüksek olanlar sebep-sonuç ilişkisi kurmayı, “neden” demeyi severler, çok soru sorarlar. Olayları kategorize ederek bağlantılar kurmaya kafa yorarlar. Hesap yapmayı, bir makineyi söküp nasıl çalıştığını görmeyi severler. Nedenini bilmediği şeyi fazla akılda tutamazlar. Bilim adamı, matematikçi ve bilgisayar programcısı olma ihtimalleri yüksektir.

Görsel zeka:
Görsel zekası yüksek olanlar işittiklerini değil de, gördüklerini akıllarında daha iyi tutarlar. Film ve slayt gösterileri eşliğinde öğrenmeyi severler. Hayal dünyaları geniştir. Resimli kitaplara, sanatsal etkinliklere yatkındırlar. Renklere çok hassastırlar. Mimar, fotoğrafçı ve dekoratör olabilirler.

Müzik zekası:
Ritim, nota, ses tonu, ahenk, melodi gibi müziksel unsurlara aşırı duyarlıdırlar. Müziksel unsurları hemen fark ederler, değerli bulurlar ve ifade ederler. Nota, solfej bilmeseler bile, melodileri hemen akılda tutarlar. Müzik eşliğinde çalıştıklarında öğrendiklerinin kalıcılığı artar. Tempo tutma, mırıldanma, ıslık çalma, eşlik etme, müzik dinleyerek kitap okuma sevdikleri şeylerdir.

Bedensel zeka:
Bir sorunu çözmek, bir model oluşturmak, bir şeyler üretmek için bedenlerini, ellerini, parmaklarını kullanabilme gücüdür. Bedensel zekası yüksek olanlar, duygu ve düşüncelerini dokunarak, hareketlerle anlatmada beden dilini kullanmaya çok yatkındırlar. Koşmayı, zıplamayı, mimik ve jestleri kullanmayı, bir yerler inşa etmeyi çok severler. El becerileri iyidir, tamir işlerini çok rahat yaparlar. Başkalarının mimik ve jestlerini kolayca taklit ederler. Sporcuların, aktörlerin, heykeltıraşların çoğu bedensel zekası yüksek olan insanlardır.

Sosyal zeka:
Çevresindeki insanların duygularını, isteklerini, ihtiyaçlarını anlama, ayırt etme ve karşılaştırma gücüdür. Sosyal zekası yüksek olanlar, insanları tanıma konusunda çok başarılıdırlar. Liderlik özellikleri vardır. Yüz ifadelerine ve seslere, insanlardaki farklılıklara duyarlıdırlar. Yüzleri çok iyi okurlar. Analiz etme, yorumlama ve değerlendirme kapasiteleri yüksektir. Sözlü ve sözsüz iletişimde yetenekleri üstündür. Organize etmeyi, lider olmayı, başkalarına yardım etmeyi, empatik iletişimi ve öğretmeyi severler. Genellikle danışman, öğretmen ve siyasi lider olurlar.

İçsel zeka:
Kendi ile ilgilenme, kendini tanıma, güçlü zayıf taraflarını fark etme yeteneğidir. Kim olduğu, neyi yapmak istediği, nelere yönelmesi gerektiğini, nelerden uzak durması gerektiğini bilme kapasitesidir. Bir şeyi düşünürken kendi duyguları, ilgisi, ihtiyaçları ve istekleriyle amaçlarını bağdaştırmaya çalışırlar. Bağımsız olma, kendilerini açık ve net dile getirme, olaylardan ders almaya yatkındırlar. Psikolog olmaya yatkındırlar.

Doğal zeka:
Çevre, doğa olayları, ekolojik unsurlara aşırı duyarlıdırlar. Düşünürken doğa formları, hayvan- bitki figürleri ile düşünürler. Hayvan beslemeyi, doğayı, toprakla uğraşmayı önemserler. Mevsimler, iklim olayları ile ilgilenirler. Hava tahmin konularına ilgi duyarlar.

Samanyoluhaber

5 Kasım 2007 Pazartesi

Bu yüzü sadece 50 kişi gördü!



Mezarının bulunmasından bu yana sadece 50 kişinin görebildiği Mısır'ın gizemli firavunu Tutankamon'un yüzü ilk kez sergileniyor...

Mısır'ın en genç ve gizemli firavunu Tutankamon'un yüzü ilk kez sergileniyor. Tutankamon'un mumyası, Mısır'ın Luksor kentindeki Krallar Vadisi içindeki mezarında iklim kontrollü bir kutu içinde dün sergilenmeye başlandı. Mısır firavunları arasında en fazla ilgi çeken Tutankamon'un mezarı İngiliz kâşif Howard Carter tarafından 1922'de bulunmuştu.

3 bin yıldan fazla oldu
Mezarın bulunmasından bu yana firavunun yüzünü yalnızca 50 kişinin, lahdini ise binlerce kişinin gördüğü tahmin ediliyor. 3 binden fazla yıl önce genç yaşta ölen Tutankamon'un yüzü, mumyalama tekniği sayesinde aynen korunmuştu. Firavunun yüzü, sergi boyunca da ısı ve nemden korunacak.

Hazine tehlikede

9 yaşında taç giyen ve 19 yaşında hayatını kaybeden Tutankamon'un mezarında bulunan hazineler, dünyayı büyülemiş ve milyonlarca ziyaretçiyi Krallar Vadisi'ne çekmişti. Mısırlı arkeolog Zahi Havas, Tutankamon'dan geriye kalanların ve diğer kutsal emanetlerin, kalabalık grupların mezara beraberlerinde getirdikleri sıcak ve nemden dolayı tehdit altında olduğunu belirtiyor.

Yarası öldürdü

Krallar Vadisi'nde 3300 yıllık mezar odasından çıkarılan Tutankamon mumyası 2005'te röntgen cihazıyla üç boyutlu olarak incelenmişti. Ünlü firavunun öldürülmediği, muhtemelen uyluk kemiğindeki yaradan öldüğü açıklanmıştı.

Bunun adı "Kerkük Petrolü" oyunu



Fatih ÇEKİRGE YAZIYOR

Çok özel bir kaynaktan Ankara’da kapağı henüz açılan kırmızı bir dosyanın birkaç detayını alıyorum...
Soru şu:- PKK terörü adı altında Türkiye nasıl bir oyunla karşı karşıya?
Şimdi bu kapsamda çizilen manzaraya bakalım....
Irak Cumhurbaşkanı Kürt...
Dışişleri Bakanı Kürt....
Maliye Bakanı Kürt...
Genelkurmay Başkanı Kürt..
İstihbaratın etkin ismi Kürt...
Parlamentoyu iki peşmerge tugayı koruyor.
Kuzey’de bir Kürt devleti oluşturuluyor. Ve başındaki Barzani bütün bu coğrafyadaki Kürt kökenli insanlara doğru "liderlik" mesajları veriyor.
Ama bu ülkede Kürtlerden çok daha fazla Arap ve Şii var...
Buna rağmen devleti devlet yapan en önemli makamlarda Kürtler var...
Diplomaside, maliyede ve kuvvette...
Türkiye bir pazarlığın içine çekilmek isteniyor.
Belli ki ABD Irak’ta kendisine en yakın müttefik olarak Kürtleri seçmiş. Bunun için çalışıyor. Irak yanıyor. Her yerinde bombalar patlıyor. Bir tek Kuzey Irak’ta ses yok. Tek istikrarlı bölge Kuzey Irak yani Kürt bölgesi...
Şimdi dosyadaki detaya gelelim.
Dikkat edin o kadar çok Kürt sorunu dedik ki, Kerkük’ü, Türkmenleri unuttuk. Oysa Irak petrolünün yüzde 40’ı Kerkük’te.
ABD her gün yeni kuyular açıyor. Ne kadar petrol nereye gidiyor bilinmiyor. Ama petrol fiyatları anormal artıyor. Ganimet olarak petrol en kárlı sektör haline geliyor. Ganimet sektörü...
İşte bu noktada Türkiye’nin önüne sürülmesi beklenen "gizli pazarlık" ortaya çıkıyor:
- Tamam biz PKK kamplarını bitirelim, ama sen de buradaki Kürt devletini kabul et. Kürt devleti burada istikrar unsuru olsun.Tabii Kerkük de içine girecek şekilde...
Evet bu oyunun adı "Kerkük petrolü" üzerine kurulacak Kürt devletidir...
Türkiye bu gelişmeye göre kendini hazırlamalıdır.

31 Ekim 2007 Çarşamba

Aşırı stres yüzünden aort damarı yırtıldı


Şişli’deki işyerinden Kozyatağı’ndaki evine gitmek üzere yola çıkan 47 yaşındaki makine mühendisi Bayram Akkaya, trafiğin tıkanmasına sinirlenince aort damarı yırtıldı ve hastanelik oldu.

Tomografide, kalbinden çıkan ve beyne giden damarları besleyen ana damarda yırtık oluştuğu belirlenen Akkaya ameliyata alındı. Aortun yırtılan kesimi, yapay damarla değiştirildi.

Yüksek tansiyon hastası olan makine mühendisi Bayram Akkaya (47), önceki gün Şişli’deki işyerinden Kozyatağı’ndaki evine gitmek üzere yola çıktı. Köprüde akşam trafiğine takılan Akkaya’nın tansiyonu yükseldi. Göğsündeki ağrı nedeniyle yola devam edemeyip bir hastaneye giden Akkaya, tansiyonu düşürülerek evine gönderildi.

Bayram Akkaya, sabaha karşı göğsündeki ağrı yeniden şiddetlenince, kalp krizi şüphesiyle acil olarak hastaneye götürüldü. Kalbinden çıkan ve beyine giden damarları besleyen ana damarda yırtık oluştuğu belirlenen Akkaya, hemen ameliyata alındı.

Aortun yırtılan kesimi, yapay damarla değiştirildi. Her gün sabah ve akşam birer saatinin trafikte geçtiğini söyleyen Bayram Akkaya, "Trafiğin durumunu görünce çok gerildim. O sırada hiçbir şey yapamamak beni çok sinirlendirdi. Zaten yüksek tansiyonum vardı. Demek ki o sırada fırladı" dedi.

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Süha Küçükaksu, bu tip ameliyatlarda yüzde 15-20 ölüm riski olduğunu belirtti. Prof. Küçükaksu, şunları söyledi:"Bu gibi durumlarda ölüm riski her saat başı yüzde bir artar. O sırada tansiyonunu düşürdük, rahatlattık. Tansiyon kontrol altına alındı. Sabah saat 8.30’da ameliyata girdik. Bu ameliyatlar kalp cerrahisinin en riskli ameliyatlarıdır. Genelde bu tip ameliyatların yüzde 15-20 civarında ölüm riski vardır. Çünkü damar yırtıldığı için ve damar tabakaları kanla ayrıştığından dikiş tutmayabilir. Çok büyük bir damar olduğu için kalpten çıkan bütün kan bu damardan geçiyor. Hastanın göğsünü açtığımızda kalp zarının içi kan doluydu. Bu da gösteriyor ki hastamızı dakikalar içinde ameliyata almakla kurtarabildik."

25 Ekim 2007 Perşembe

İlkokullarda yemek neden yasak?


İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü “rant kapısı ve zehirlenme riski var” diye devlet okullarında öğle yemeğini yasakladı. Artık çocuklar ya sefertasıyla yemek taşıyacak ya da kantin ve sokak satıcısına mahkum. NTVMSNBC yemek yasağını taraflarla konuştu.

İstanbul Milli Eğitim Müdürü Ata Özer yasak kararının gerekçesini “Okul müdürleri öğle yemeğinden rant sağlıyor. Diyelim çocuk zehirlendi, öldü; ne olacak” diye savunuyor.

Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaattin Dinçer ise, “Asıl büyük rant kapısı kantinler. Bu karar kantin mafyasına yarayacak” diyor. Öğrenci velileri ve okul müdürleri de karara tepkili: Rant veya zehirlenme riskiyle mücadele etmek yerine çocukları cezalandırıyorlar. Eskiden hiç olmazsa çorba içen çocuklar, şimdi kantinde fast food bekleyecek. Üstelik kantinler de hijyenik değil. Ayrıca obezite riski var ve herkes kantinin önünde toplandığında, büyük çocuklar küçük çocukları neredeyse ezecek...

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nden geçen hafta devlet okullarına; “19 Ekim 2007’den itibaren Etüt ve Beslenme İlköğretim Okulu dışındaki okullarda öğle yemeği verilmesi yasaklanmıştır. Yasağa uymayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır” yazısı gönderildi.

İstanbul’da; eğitim-öğretim sona erdikten sonra etüt yaptırılan, öğle yemeği verilen ve adı “Etüt ve Beslenme İlköğretim Okulu” olan 17 devlet okulu bulunuyor; öğrenciler öğle yemeği için aylık 110 YTL ödüyor. İl Müdürlüğü’nün talimatı doğrultusunda, bu 17 okul dışında, devlete ait tüm ilköğretim okullarında öğle yemeği kaldırıldı.

8 Ekim 2007 Pazartesi

Facebook kriterleri


Sosyal paylaşım ağı alanında 5 site öne çıkıyor. Bunlar Myspace, Facebook, Friendster, Linkedin ve Twitter. Gelişmiş teknolojisi örnek alınan Facebook rakiplerine göre avantajlı durumda.

Başlangıçta üniversite gençliğine hitap eden ardından tüm yaş gruplarını kendisine hedef olarak seçen Facebook.com başdöndürücü bir hızla büyüyor. 30 milyon aktif kullanıcıya eklenen günde ortalama 150 bin kişiyle sanal alemin yeni yıldızı olan Facebook, sosyal paylaşım sitelerini adeta farklı bir boyuta taşıdı.
ABD’de 10 milyar dolar fiyat biçilen Facebook’un en büyük avantajı, kullanıcıların, listesinde yer alan 'arkadaşının arkadaşına da’ ulaşarak onlarla da irtibata geçebilmesi. Bu sayede profilideki arkadaşını referans olarak kullanan birisi, çevresini kolaylıkla genişletebiliyor.
Ayrıca site aracılığıyla eski arkadaşlara da ulaşılabiliyor.
Sitenin bir diğer avantajı da kullanıcının kendi seçtiği uygulamalarla yaşamını bilgisayar ekranına dökmesi. Facebook tam anlamıyla açık bir platform. Dünyanın dört bir yanından eklenen binlerce uygulamayla kullanıcıların kendilerine özel, tabii ki halka açacakları keyifli bir sayfa tasarlaması mümkün oluyor. Bu uygulamalar sayesinde oyunlar, hava durumu, fal, dünyada gezdiğiniz yerler gibi bilgileri sayfanıza taşıyabilirsiniz.
Tüm bu özellikleriyle kullanıcıyı daha çok kendine çeken Facebook’un popülaritesi son dönemde hızla artıyor olsa da site aslında kendi alanında tek değil.

5 Ekim 2007 Cuma

Çin, ABD'den önce Ay'a ulaşacak

NASA, Sovyetlerin, ABD'ye karşı uzaya çıkma yarışını kazanmasının 50'nci yılında Çin'le girdikleri Ay'a astronot gönderme yarışını Çin'in kazanmasının muhtemel olduğunu açıkladı.

Sovyetler Birliği, 4 Ekim 1957 günü Sputnik adlı ilk insansız uyduyu, yörüngeye oturtmayı başarmıştı. Rusya'nın popüler gazetesi Izvestia'nın, "Biz ilk olduk" başlıklı haberini ve "4 Ekim 1957 günü Moskova saatiyle 22:28'de insanlık yeni uzay çağına girdi." şeklindeki değerlendirmesini veren Amerikan basını, Ay'a yeniden yolculuk yarışında geri kalma ihtimalinin sebeplerini irdeliyor.

Sputnik'in yörüngeye oturması, "Soğuk Savaş" döneminin başlamasına sebep olmuş, ABD'deki okulların müfredatında fen bilimleri ve matematiğe ağırlık verilmesine yol açmıştı.

1 yıl sonra 50'nci kuruluş yıldönümünü kutlayacak NASA'nın yöneticisi Michael Griffin ise, bir süredir dile getirdiği, "Ay'a yeniden dönme yarışını Çin kazanacak" şeklindeki düşüncesini, başkent Washington'da katıldığı bir toplantıda yeniden dile getirdi.

NASA yetkilileri, ABD'nin Ay'a en erken 2020 yılında dönebileceğini ifade ediyor. Çin ise, geliştirmekte olduğu özel uzay aracı ile en geç 2017 yılında Ay'a ulaşabilecek kapasiteye doğru hızla yol alıyor. Sadece 4 yıl önce kendi imkanlarıyla uzaya insanlı roket göndermeyi başaran üçüncü ülke olan Çin, ABD ve Rusya'nın ortak uzay istasyonu gibi kendine ait bir uzay istasyonunu da önümüzdeki yıllarda inşa etmeyi planlıyor. Çin'in 10-15 yıl içindeki hedefi ise, Ay'a insanlı yolculuk gerçekleştirmek. Beyaz Saray Bilim Danışmanı John Marburger ise, Ay'a daha önce gidildiğini ifade ederek, "Bu konuda bir yarış içinde olduğumuz duygusunu artık aşmamız gerek." şeklinde konuştu.

4 Ekim 2007 Perşembe

Utah’da yeni bir dinozor türü

ABD’nin Utah eyaletinin güneyinde bugüne kadar bilinmeyen bir dinozor türünün kalıntıları bulundu.

Zoological Journal of The Linnean Society, ördek gagalı dinozorlar grubuna dahil olan ve bugüne kadar bilinmeyen dinozordan kalanlar ABD’nin Yellowstone Ulusal Parkı’ndan sonra en iyi korunan alanı Grand Staircase-Escalante National Monument’ta bulunduğunu duyurdu.

Utah Üniversitesi Doğal Tarih Müzesi’nden Terry Gates ve Scott Sampson, iyi korunmuş halde bulunan 76 santimetrelik kafatasına ve 300 kadar dişi olan güçlü bir çeneye sahip yeni dinozor türüne “Gryposaurus monumentensis” adının verildiği ve “kanca gagalı kertenkele” anlamına geldiği belirtildi.

Dinozorun kafatasının 2002 yılında bir mobilya imalatçısı tarafından bulunduğu, 2 yıl sonra da derinlemesine kazı çalışmalarına başlandığı ifade edildi.

Söz konusu dinozorun barışçı bir otobur olduğu ve boyunun da 7 ila 10 metre arasında olduğu tahmin ediliyor.

3 Ekim 2007 Çarşamba

Türkiye’nin “Dolly”leri Kasım’da doğacak!

Türkiye’nin ilk kopya koyunları Kasım’da doğuyor. İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nden bir ekip, 2 anne koyundan dünyaya gelecek 6 kopya kuzuyu bağrına basmaya hazırlanıyor.

Türkiye’nin ilk kopya koyunları Kasım’da doğuyor. Bilim dünyası, organ naklinden, üstün nitelikli hayvan nesilleri yetiştirmeye, hastalıkların daha hızla tedavi edilmesinden yepyeni ilaçların üretimine kadar birçok alanda çığır açmayı umuyor. 3 yıllık projenin meyvesi Türkiye’nin Dolly’lerini kopyalayacak kişi ise, Profesör Doktor Sema Bilir olacak.

BABA FAKTÖRÜ YOK
Prof. Bilir doğacak kuzularda baba faktörü olmadığını, bu yüzden de aynı fakültede 1985’te embriyo nakliyle gerçekleşen tüp buzağıdan ve 2001’de üretilen tüp kuzudan da önemli bir farkları olduğunu söyledi.

BİLİM DÜNYASI İÇİN BÜYÜK ADIM
İki anneden doğacak 6 kopya kuzuyla bilim dünyasının birçok alanda yepyeni kapıları aralaması bekleniyor. Prof. Dr. Bilir konuyla ilgili olarak “gelecekte organ ve doku naklinde, üstün nitelikli hayvanların aynı anda çokça üretilmesinde, ilaç endüstrisinde, hastalıkların aynı nitelikteki hayvanlar üzerinde yapılacak farklı deneylerle daha hızlı çözülmesinde, kopya hayvanlardan büyük ölçüde yararlanacağız” dedi.

1 Ekim 2007 Pazartesi

Kaz Dağları'nda maden arama 'rutin işlem'miş!

Orman Genel Müdürü Osman Kahveci, Kaz Dağları'ndaki maden arama çalışmalarını 'rutin işlem' olarak değerlendirerek, maden arama ruhsatını Enerji Bakanlığı'nın verdiğini belirtti.

Türkiye'nin ağaç zenginliği ve endemik bitki türleri açısından en zengin bölgelerinden biri olan Kaz Dağları'nı tehdit eden maden arama çalışmaları konusunda Çevre ve Orman Bakanlığı sorumluluğu Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na attı. Şirketlere ancak madeni bulup işletme ruhsatı istemeleri durumunda Çevre ve Orman Bakanlığı olarak müdahale edebileceklerini belirten Çevre ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürü Osman Kahveci, işletme ruhsatı aşamasında doğaya zarar verilip verilmeyeceği konusunda bakanlıktan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Raporu alınması gerektiğini ifade etti.

'Ağaç parasını veriyorlar'ÇED Raporu aşamasına gelinene kadar küçük çaplı sondajlar yapılarak maden olup olmadığının araştırıldığını anlatan Kahveci, "Bu aşamada maden arama ruhsatını Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'ndan alan şirketler bize sadece kaç metrekarelik alanda sondaj yapacaklarsa orayı daha sonra yeşillendirmemiz için gerekli ücreti ödüyorlar. Biz kendilerine bir izin verip vermeme noktasında olmuyoruz.Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'ndan ruhsat almış şirketler bize gerekli ücreti yatırdıktan sonra maden aramaya başlayabiliyor. Arama aşamasında biz orman işletmemiz aracılığıyla kaç metrekarelik alanda ağaç kesimi yapıldığını kontrol ediyoruz. Bu sadece Kaz Dağları'nda değil, her yıl Türkiye'deki onlarca noktada yürütülen rutin bir işlem" dedi.


Çevre ve Orman Bakanlığı olarak ÇED raporu aşamasına gelindiğinde konuya doğrudan müdahil olduklarını vurgulayan Kahveci, bakanlıktan ÇED raporu alamayan şirketlere Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın da işletme ruhsatı veremediğini ifade etti. Kahveci, "Kaz Dağları'nda sadece arama söz konusu. Eğer maden bulurlarsa ÇED aşamasına gelinecek. O noktada çevreye zararlı ise bakanlık bunu değerlendirecektir" diye konuştu.Sondaj çalışmaları için Kaz Dağları'nda izin alan 6 şirket tarafından ağaç kesimi bedeli olarak ne kadar ödeme yapıldığı konusunda bilgi vermeyen Kahveci, bunun bakanlığa değil işletme bölge müdürlüğüne ödendiğini ve Balıkesir'deki müdürlük tarafından şirketlerle ilgili denetim yapıldığını dile getirdi.

30 Eylül 2007 Pazar

Hokkabaz değil jonglör!


2. Jönglörlük Festivali pazartesi günü başlıyor. Festival komitesinden Deniz Soyarslan "Bizi hokkabaz, palyaço, soytarı sanıyorlar" diyor.

Top, lobut, halka, kumaş, sopa, ateş çeviren jonglörler... Onlardan işin püf noktasını kapmaya çalışan gençler... İpe tırmanan bir kadın trapezci... Çello çalan bir müzisyen... Davul çalan bir grup... Ateş etrafında dans edenler... Tüm bu "kareler" 1-7 Ekim tarihinde düzenlenecek Sundance 2. Jönglörlük Festivali'nde yaşanacak.

Antalya Tekirova Sundance Camping'de gerçekleştirilecek festivale yurtiçi ve dışından 500'e yakın jonglörün katılması bekleniyor. Etkinliğin amacı profesyonel jonglörlerin ve jonglörlük öğrenmek isteyenlerin tanışıp yeteneklerini sergileyebilecekleri bir ortam yaratmak. Festival komitesinden Deniz Soyarslan "Türkiye'de alışılmış festival formatlarının dışına çıkıyoruz. Hangi saatte hangi gösterinin olacağı o an belirleniyor. Amatör biri birden sahneye çıkabiliyor ve profesyonel jonglörle birlikte top çevirmeye başlıyor. İzleyici yok. Herkes katılımcı. Jonglörlük yapmayı bilmeyenler öğrenecekler. Genç müzisyenlerle şarkılar söylenecek. Ben de geçen yıl olduğu gibi belki yine trapez yapacağım" diyor.

Rock, caz, film festivallerine alışkınız ama jonglörlük festivali düzenlemek nereden çıktı?

Bir jonglör arkadaşım Avrupa Jonglörlük Festivali'ne gitti. Farklı ülkelerden gelen jonglörlerle tanıştı. O ortamı bize ballandıra ballındıra anlattı. Birkaç yıl sonra İngiltere'ye sualtı arkeolojisi mastırı yapmaya gittim. Ülkeye varır varmaz arkadaşımın festivalde tanıştığı jonglörlerle iletişime geçtim. Onlarla birlikte Avrupa'daki jonglörlük festivallerini gezdim. Baktım ki mastırı sadece festivallere gitmek için kullanıyorum, bıraktım okulu.

"Sirk okuluna jonglör olacağım diye girdim, trapezci çıktım"

Jonglörlük uğruna mı bıraktınız?Evet. İngiltere'de sirk okulu Circomedia'ya girdim. Gel gör ki jonglör olacağım diye girdim, trapezci çıktım. Ancak jonglörlüğü de bırakmadım. Contact juggling (topları vücutta kaydırarak yapılan jonglörlük) yapıyorum. Ayrıca lobut da çeviriyorum. Ben yurtdışında festival festival gezerken şu an festival komitesinde birlikte görev aldığımız arkadaşım Enis Yuğnak, Bilkent Üniversitesi'nde Türkiye'nin ilk jonglörlük kulübünü kurdu. Sonra farklı üniversitelerde yine jonglörlük kulüpleri açıldı. Jonglörlerin katıldığı buluşmalar düzenlendi. Benim Türkiye'ye dönmemle birlikte "Biz de festival isteriz" sesleri yükseldi. Sonunda yer olarak Sundance Camping'i seçtik.

Festivale talep var ki ikincisini yapıyorsunuz. İlkine kaç kişi geldi?

300'den fazla kişi. Bu yıl 500 kişiyi bulur herhalde. Katılımcı sayısı artınca süre de uzadı. Geçen yılki festival üç gün sürmüştü. Festivale katılım ücreti de uygun olunca ilgi artıyor. Yedi gün boyunca çadırlarda kamp kurmanın bedeli 55 YTL.

"Sadece jonglörlük yaparak para kazanmak mümkün"

Türkiye'de jonglörlük yaparak geçinmek mümkün mü?

Gitgide ilgi artıyor. Bu da parayı getiriyor. Sadece jonglörlük yaparak kazandığınız parayla geçinebilirsiniz. Alışveriş merkezlerinin açılışlarına, fuarlara, festivallere, şenliklere, düğünlere, şirket organizasyonlarına katılıyoruz. Bir de sayımız az olduğu için işi kaçırmak gibi derdimiz yok.

26 Eylül 2007 Çarşamba

Tutankamon’un mezarından meyveler çıktı



MISIR’da firavun Tutankamon’un mezarında 3 bin yıllık ve iyi korunmuş 8 sepet meyve bulundu.
Mısır Eski Eserler Yüksek Konseyi, “Keşfi, Konsey Başkanı Zahi Havas başkanlığında bir Mısırlı arkeolog ekibi yaptı. 50 santimetre sepetlerde bulunan meyveler, Krallar Vadisi’ndeki Tutankamon mezarının hazine odasından çıktı. Eski Mısır’da ölülere sunulan bir tür hurma olan palmiye meyvesi hâlâ iyi durumda” diye konuştu.
Mısırlı arkeologlar da kazılarda ayrıca 20 adet bir metre yüksekliğinde armut biçimli kaplara rastlandığını, bunların firavunun öteki dünyaya yolculuğu için erzakla doldurulmak üzere konulduğunu söyledi

25 Eylül 2007 Salı

Sevgili Atatürkçüğüm


İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü araştırma görevlisi Esra Elmas`ın ilköğretim okulu öğrencilerinin Atatürk algılarını araştırdığı tez çalışması, "Sevgili Atatürkçüğüm" adlı kitapta toplanarak piyasaya çıktı.

İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü araştırma görevlisi Esra Elmas`ın ilköğretim okulu öğrencilerinin Atatürk algılarını araştırdığı tez çalışması, "Sevgili Atatürkçüğüm" adlı kitapta toplanarak piyasaya çıktı.

Elmas, Hayykitap`tan çıkan kitaba konu olan çalışması kapsamında ilköğretim okulu öğrencilerine "Atatürk sizce nasıl biri?", "Onu en çok hangi özelliği ile hatırlıyorsunuz?", "Şu an yaşasaydı hayatımızda neler değişirdi?" şeklinde sorular yöneltti.

Kitaba göre, "Atatürk sizce nasıl biri?" sorusu yöneltilen çocukların yüzde 85`i "borçlu olunan kişi" olarak tanımladı.

Atatürk`ün "kurtarıcı", "lider", "güneş", "ışık", "zeki", "akıllı", "ileri görüşlü" ve "kahraman" tanımları da çocukların zihinlerinde ilk sıralarda yer aldı.

Çocuklar, "Onu en çok hangi özelliği ile hatırlıyorsunuz?" sorusuna da ilk olarak "Dayısının çiftliğine gidişi ve köyde okul olmayışıyla hatırladıkları" şeklinde cevap verdi.

Çocuklar, Atatürk`ü ayrıca matematik derslerindeki başarısı ve Trablusgarp savaşı ile kalbine isabet eden kurşundan kurtuluşu ile hatırladı.
"Atatürk yaşıyor olsaydı hayatınızda bir fark olur muydu?" sorusuna çocukların yüzde 93`ü "evet" cevabını verirken, "Atatürk yaşıyor olsaydı hayatımızda ne değişirdi?" sorusuna yüzde 66 oranında "Atatürk yaşıyor olsaydı AB`ye girmiş olurduk" şeklinde görüş bildirdi.

Bu soruya verilen cevaplar arasında "Modern bir ülke olurduk", "Çarşaflı insan kalmazdı", "Herkes okurdu", "Çocuk sevgisi daha fazla olurdu" ve "Kadınlar dayak yemezdi" gibi seçenekler de en üst sıralarda yer aldı.

Yarım gün çalışan kadınlar daha mutlu

İngiltere’de yapılan bir araştırma, yarım gün çalışan kadınların tam gün çalışan kadınlara göre daha mutlu olduklarını ortaya koydu. Yarım gün çalışan evli ve çocuklu kadınlar ev kadınlarına göre de kendilerini daha iyi hissediyor.

Çalışmak, kadınları mutlu ediyor ama tüm gün ve yoğun bir tempoda olmazsa...

İngiltere’de 3 bin 800 çiftin katılımıyla 8 yılda yapılan bir araştırma, kadınların yarım gün işlerde çalışarak mutlu olduklarını ortaya çıkardı.
Hem iş hem de aile hayatını bu şekilde denge tutabilen kadınlar ev hanımlarıyla karşılaştırıldığında da kendilerini daha mutlu hissediyor.

Yarım gün çalışma çocuk sahibi olmayan kadınların da tercihi. Araştırmada yarım gün çalışan kadınların tam gün çalışan kadınlara göre, işlerinde daha çok tatmin oldukları da belirlendi.

Ücreti düşük ve kariyer yapma şansı az da olsa kadınların yarım gün çalışmaktan daha çok keyif alması araştırmacıları şaşırttı.

Bu sonuçları değerlendiren araştırmacılar, yarım gün çalışılan işlerin artırılması gerektiğine dikkat çekti.

Erkeklerse, kadınların tam tersine tam gün işlerde çalışarak daha çok tatmin oluyor ve kendilerini daha iyi hissediyorlar.