Anayasa çalışmasıyla gündeme gelen türban tartışmasını "mahalle baskısı" olarak niteleyen Başbakan Erdoğan, kadınların korkularının yersiz olduğunu belirterek, "Hiç endişe etmesinler. 5 yıllık iktidarımızda ne sıkıntı doğdu" dedi. Anayasa konusunda bir aceleleri olmadığını da belirten Erdoğan, rektörlere "seçkinci takımı" diye sert çıktı.
BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan, yeni Anayasa çalışmasıyla gündeme gelen türban tartışması ve "mahalle baskısı" olarak adlandırılan toplumsal dönüşüm işaretleri konusunda kadınlara güvence vererek, "Hiç endişe etmesinler. 5 yıllık iktidarımızda nerede, hangi sıkıntı doğdu? Birbirimize güvenmek zorundayız" dedi. Erdoğan dün AKP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, Anayasa taslağıyla ilgili çalışmalarla ilgili bilgi verdi ve 22 Temmuz sonrası yaşanan tartışmaları yanıtladı. Erdoğan şunları söyledi:
DOĞMADAN BOĞMA Erken başlayan bu tartışmaları, daha ilk taslağı ortaya çıkmadan yeni anayasa çalışmalarını mahkûm etmeye, adeta doğmadan boğmaya yöneldiği için mahzurlu buluyorum. Görüyorumki anayasa tartışmalarını tek bir konuya indirgemeye çalışanlar var. Bu çok çirkin.
DEĞİŞTİRİLMEZLER Anayasamızın değiştirilmezleri bellidir. Bunların üzerinde herhangi bir farklı çalışma yoktur.
GEREKSİZ VEHİMLER Türkiye gereksiz vehimlerle, korkularla daha fazla enerji, zaman ve genç kuşak kaybetmesin istiyoruz. Birbirimize güvenmek zorundayız. Birbirini anlamaya birlikte gayret etmeliyiz, ortak değerlerimiz etrafında kenetlenmek durumundayız.
ACELEMİZ YOK Eleştirileri haksız, korku ve endişeleri de yersiz buluyorum. Bakalım taslak metin bir ortaya çıksın. Hepimiz buradayız. Kimse bir yere gitmiyor. Bizim de bu konuda acelemiz yok. Tartışmak için yeterince zamanımız var. Herkesi önyargılardan ayrılmaya davet ediyorum.
ENDİŞE ETMESİNLER Hiç endişe etmesinler diyorum. Bakın 5 yıl AKP iktidarı oldu. Ne oldu Türkiye’de, nerede hangi sıkıntı doğdu? Eğer baskıdan bahsediyorsanız bana göre çok daha farklı değerlendirmeleri tersinden yapmak lazım. O zaman ülkemizde çok daha farklı sıkıntıları görmek mümkün. Kalkıp başörtü takanı toplumda baskı unsuru olarak ifade etmek bana göre bir defa din ve vicdan özgürlüğüne saygısızlıktır.
KURUCU MECLİS Anayasanın bugüne kadar 13 kez, toplamda üçte birini değiştiren TBMM, şimdi neden hepsini yapma yetkisine sahip olmasın? Bunu da anlamıyorum. Şimdi bir de Kurucu Meclis diye ortaya çıkıyorlar. Böyle bir kayıt mı var? Nereden çıktı bu? "Atanmışlardan oluşuyorsa eyvallah, seçilmişlerden oluşana hayır!" Yok böyle bir şey.
REKTÖRLER SEÇKİNCİ Böyle bir yetkileri yok. Rektörler önce kendi işine baksın, böyle bir hakları yok. Kendi içinde çelişkililer. Böyle bir çalışma zaten hukuki temel oluşturmak içindir. Biz toplumun neyine bakacağız, vereceği karara bakacağız. Ne diyoruz, onay makamı millettir. Hem egemenlik kayıtsız şartsız milletindir diyeceksiniz, ondan sonra birileri çıkacak, bunlar seçkinci takım, "Bizim istemediğimizi millete götüremezsiniz" diyecek. Demokrasilerde böyle bir şey olmaz.
ORADA DURUN Anayasayı yapma görevi rektörlere aitse, o zaman zaten TBMM’nin varlığının hiçbir anlamı yoktur. Bırakalım onlar götürsün bu işi. Kusura bakmasınlar, herkes yerini bilecek. Kalkar da yasama organın görevini kendilerinde görmeye kalkarlarsa, "Orada durun" derim. "Ee biz böyle bir şey belirledik, ülke gerilir"; Asıl bu yapılan ülkeyi gerer. Ne var sizin elinizde de karar veriyorsunuz? Partimizi sevmeyebilirler, ama biz partimize anayasa yapmıyoruz, Türkiye’ye anayasa yapıyoruz.
SİMGE YANLIŞ "Siyasi simge" diyorlar. Ya bu çok yanlış bir şey. Siyasi simge dediğiniz zaman bunun bir partiye ait olması lazım. Başörtü veya beyefendilerin ifadesiyle türban, ki bunu kabul etmiyorum zaten, benim anlayışımda başörtüdür. Bu bir partinin simgesi değil ki. Sadece AKP’de mi var? Diğer partilerde bu yok mu? Ama dert başka dert, bunu bana söyletmeyin.
20 Eylül 2007 Perşembe
Milli Eğitim’de yeni arsa sevinci
Arsa yokluğundan, yeni okullar yapmakta zorlanan İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’nün, kentin çeşitli yerlerinde tam 878 arsasının bulunduğu, ancak müdürlüğün bundan haberdar olmadığı ortaya çıktı.
Yeni arsaların bulunmasıyla bayram havasına giren İl Milli Eğitim Müdürlüğü şimdi yeni arsalar üzerine yeni okullar yaptırarak, eğitime rahat nefes aldırmayı hedefliyor.
Okul yapımında yıllarca arsa engeline takılan İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’nün, çeşitli ilçelerde 878 arsasının bulunduğu ancak bundan haberdar olmadığı ortaya çıktı.
Yaz tatilinde belediyelerle imar planları üzerinde inceleme yapan Milli Eğitim Müdürlüğü, keşfettiği 878 arsası nedeniyle şimdi bayram havasında.
İstanbul Milli Eğitim İl Müdürü Ata Özer: “İstanbul’da 2430 okul arsası tespit ettik. Ama ne kadar garip ki bunların 878’inin esamesi yoktu.
Yapılan araştırma ve incelemeler neticesinde 800 küsur okul arsasını da tespit ettik.”
Ancak arsalar üzerine okul yapılabilmesi için, şahıs malı iken, imar planı değişikliğiyle “okul alanı”na çevrilen sözkonusu 878 arsanın, acilen kamulaştırılması gerekiyor.
Süreç tamamlanmadığı için sahiplerinin de yatırım yapamadığı bu arsaların birçoğu gecekondu işgali altında. Bir kısmı ise belediyenin kiracıları tarafından yıllardır dürümcü, fidanlık ya da otopark olarak kullanılıyor.
Yeni arsaların bulunmasıyla bayram havasına giren İl Milli Eğitim Müdürlüğü şimdi yeni arsalar üzerine yeni okullar yaptırarak, eğitime rahat nefes aldırmayı hedefliyor.
Okul yapımında yıllarca arsa engeline takılan İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’nün, çeşitli ilçelerde 878 arsasının bulunduğu ancak bundan haberdar olmadığı ortaya çıktı.
Yaz tatilinde belediyelerle imar planları üzerinde inceleme yapan Milli Eğitim Müdürlüğü, keşfettiği 878 arsası nedeniyle şimdi bayram havasında.
İstanbul Milli Eğitim İl Müdürü Ata Özer: “İstanbul’da 2430 okul arsası tespit ettik. Ama ne kadar garip ki bunların 878’inin esamesi yoktu.
Yapılan araştırma ve incelemeler neticesinde 800 küsur okul arsasını da tespit ettik.”
Ancak arsalar üzerine okul yapılabilmesi için, şahıs malı iken, imar planı değişikliğiyle “okul alanı”na çevrilen sözkonusu 878 arsanın, acilen kamulaştırılması gerekiyor.
Süreç tamamlanmadığı için sahiplerinin de yatırım yapamadığı bu arsaların birçoğu gecekondu işgali altında. Bir kısmı ise belediyenin kiracıları tarafından yıllardır dürümcü, fidanlık ya da otopark olarak kullanılıyor.
19 Eylül 2007 Çarşamba
Murray Perahia yoksul çocuklar için çalacak
Türk Musevi Cemaati, ünlü piyanist ve orkestra şefi Murray Perahia’yı Türkiye’ye getiriyor. Perahia’nın 24 Eylül’de vereceği konserin geliri “Bir Şey Değişir, Her Şey Değişir” kampanyasına bağışlanacak.
Ünlü piyanist ve orkestra şefi, Murray Perahia, Türk Musevi Cemaati’nin davetlisi olarak, Cem Mansur yönetimindeki “Ulusal Gençlik Senfoni Orkestrası” ile 24 Eylül 2007 akşamı AKM’de bir konser vermek üzere İstanbul’a geliyor.
Türk Musevi Cemaati himayesi altında düzenlenen bu konserin geliri TOÇEV ve NTV Radyo’nun “Bir Şey Değişir, Her Şey Değişir” kampanyasına bağışlanacak.
Bu kampanya ile Anadolu’nun ücra köşelerindeki köylerinde okula giden çocuklar için okul çantası ve gerekli kırtasiye malzemeleri tedarik edilecek. “1000 bilet 1000 çanta” sloganı ile düzenlenen konserin amacı bilet satışından sağlanacak gelir ile TOÇEV’in kampanyasına katkıda bulunmak.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde Selanik’te yaşamış, daha sonra ABD’ye göç etmiş bir ailenin ferdi olan Murray Perahia 1947 New York doğumlu. Perahia 45 yıllık kariyerinde özellikle eserleri derinlemesine inceleyerek tüm dinamikleri ve stilleri en ince detayına kadar kendine özgü ve her zaman sürdürebildiği mükemmel bir tını, yorum ve teknik ile çalmasıyla ün saldı. Sanatçı İstanbul’da ilk kez vereceği konserde Ludwig van Beethoven’ın Sol majör op. 58, 4. Piyano Konçertosu’nu seslendirecek.
Sanatçıya Cem Mansur yönetiminde eşlik edecek olan ve İstanbul’da ilk kez dinleyeceğimiz “Ulusal Gençlik Senfoni Orkestrası” Gençlik Orkestraları Derneği tarafından 2007 yılında kuruldu. Cem Mansur, Türkiye’nin tüm konservatuarlarından seçilen en başarılı 70 genç müzisyenin katılımı ile oluşturulan orkestranın kurucu şefi ve sanat danışmanıdır
24 Eylül 2007 Pazartesi, saat 20:30’da AKM’de gerçekleşecek olan konserin diğer eserleri ise George Bizet’nin Carmen Süiti ve Robert Schumann’ın Re minör, op. 120 4. Senfonisi.
Murray Perahia’nın Istanbul’da ilk kez dinlenebilecegi konserin biletleri Biletix’ten temin edilebilir.
Ölüm riski bile egzersiz yapmaya zorlayamıyor
İngiltere’de yapılan bir araştırma, insanların sağlıklı yaşam için egzersiz yapmaya, ölüm söz konusu olsa bile çok da istekli olmadığını; adeta direndiğini ortaya koydu.
Oysa uzmanlar, insanların egzersiz yapmayı hayatlarının vazgeçilmezleri arasına sokması gerektiğini aksi takdirde kanser de dahil olmak üzere pek çok ciddi rahatsızlığa yakalanabileceğini hatırlatıyor.
Ölüm korkusu bile İngiliz halkını sağlıklı yaşamak için egzersiz yapmaya zorlayamıyor. Bu tespit, İngiliz Kalp Vakfı tarafından yapılan bir araştırmaya ait.
Söz konusu araştırmaya katılan 2 bin 100 kişinin yalnızca yüzde 38’i, sağlık açısından ciddi anlamda egzersize ihtiyaç duyulması halinde bunu yapmayı kabul ediyor.
Araştırmadaki rakamlar ayrıca, katılımcıların sadece üçte birinin tavsiye edilen kiloya ulaşmak için yeterli egzersizi yaptığına işaret ediyor.
Egzersizi eğlenceli bulanların oranı yüzde 4
Sağlıklı yaşamak için egzersizden kaçınmayanların en çok başvurduğu yöntemse tempolu yürümek. Egzersizi eğlenceli bulanların oranıysa sadece yüzde 4.
İnsanların egsersiz yapma motivasyonlarına gelince...
Özellikle kadınlarda düzgün vücuda sahip olmak başta geliyor. Spor salonunda karşı cinsi etkilemek de bir başka sebep.
Peki egzersiz yapmak insanlara neden bu kadar zor geliyor?
Araştırma sonuçları, insanların zaman bulamadıkları için ve kötü hava koşullarından dolayı egzersiz yapmadıklarını gösteriyor.
Düzenli egzersiz, kanser ve kalp hastalıkları riskini azaltıyor
Uzmanlarsa insanları bu tür bahanelerin ardına saklanmamaları konusunda uyarıyor. Uzmanlara göre, kilo sorunu olmasa bile hareketsiz insanların kansere ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor.
Hareketsizlikle doğrudan ilişkili olarak dünyada her 15 dakikada bir kişinin hayatını kaybettiğine dikkat çeken uzmanlar, egsersiz yapmayı, gündelik hayatın bir parçası haline getirmek gerektiğini vurguluyor.
Oysa uzmanlar, insanların egzersiz yapmayı hayatlarının vazgeçilmezleri arasına sokması gerektiğini aksi takdirde kanser de dahil olmak üzere pek çok ciddi rahatsızlığa yakalanabileceğini hatırlatıyor.
Ölüm korkusu bile İngiliz halkını sağlıklı yaşamak için egzersiz yapmaya zorlayamıyor. Bu tespit, İngiliz Kalp Vakfı tarafından yapılan bir araştırmaya ait.
Söz konusu araştırmaya katılan 2 bin 100 kişinin yalnızca yüzde 38’i, sağlık açısından ciddi anlamda egzersize ihtiyaç duyulması halinde bunu yapmayı kabul ediyor.
Araştırmadaki rakamlar ayrıca, katılımcıların sadece üçte birinin tavsiye edilen kiloya ulaşmak için yeterli egzersizi yaptığına işaret ediyor.
Egzersizi eğlenceli bulanların oranı yüzde 4
Sağlıklı yaşamak için egzersizden kaçınmayanların en çok başvurduğu yöntemse tempolu yürümek. Egzersizi eğlenceli bulanların oranıysa sadece yüzde 4.
İnsanların egsersiz yapma motivasyonlarına gelince...
Özellikle kadınlarda düzgün vücuda sahip olmak başta geliyor. Spor salonunda karşı cinsi etkilemek de bir başka sebep.
Peki egzersiz yapmak insanlara neden bu kadar zor geliyor?
Araştırma sonuçları, insanların zaman bulamadıkları için ve kötü hava koşullarından dolayı egzersiz yapmadıklarını gösteriyor.
Düzenli egzersiz, kanser ve kalp hastalıkları riskini azaltıyor
Uzmanlarsa insanları bu tür bahanelerin ardına saklanmamaları konusunda uyarıyor. Uzmanlara göre, kilo sorunu olmasa bile hareketsiz insanların kansere ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor.
Hareketsizlikle doğrudan ilişkili olarak dünyada her 15 dakikada bir kişinin hayatını kaybettiğine dikkat çeken uzmanlar, egsersiz yapmayı, gündelik hayatın bir parçası haline getirmek gerektiğini vurguluyor.
Sezer’in veto ettiği bürokratlar atanıyor
10. Cumhurbaşkanı Sezer’in vetosu nedeniyle vekaleten görev yürüten bürokratların asaleten atanması başladı.
Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü’ne vekalet eden Naci Ağbal’ın bu göreve asaleten atanmasına ilişkin kararname Resmi Gazete’de yayımlandı. 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Ağbal’ın Kamu İhale Kurumu Başkanlığı’na atanmasını da veto etmişti.
Vekaleten Maliye Teftiş Kurulu Başkanlığını yürüten Cemal Boyalı da asaleten atandı.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ayrıca Başbakanlık Müşavirliği’ne Aydın Ünal ve Yunus Emre Karaosmanoğlu’nu, Şırnak İl Çevre ve Orman Müdürlüğü’ne Hasan Saruç’u, Sinop Vali Yardımcılığı’na eski Kamu İhale Kurulu üyesi Bilal Karaca’yı atadı.
Gelirler Genel Müdürlüğü ve TRT ise halen vekaleten yönetiliyor.
Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü’ne vekalet eden Naci Ağbal’ın bu göreve asaleten atanmasına ilişkin kararname Resmi Gazete’de yayımlandı. 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Ağbal’ın Kamu İhale Kurumu Başkanlığı’na atanmasını da veto etmişti.
Vekaleten Maliye Teftiş Kurulu Başkanlığını yürüten Cemal Boyalı da asaleten atandı.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ayrıca Başbakanlık Müşavirliği’ne Aydın Ünal ve Yunus Emre Karaosmanoğlu’nu, Şırnak İl Çevre ve Orman Müdürlüğü’ne Hasan Saruç’u, Sinop Vali Yardımcılığı’na eski Kamu İhale Kurulu üyesi Bilal Karaca’yı atadı.
Gelirler Genel Müdürlüğü ve TRT ise halen vekaleten yönetiliyor.
Göktaşıyla gelen hastalık
Peru’da Caranca Köyü sakinleri, geçen cumartesi bir göktaşı düşmesinden bu yana bulantı ve baş ağrısından yakınıyor.Yetkililer, gizemli hastalığa, göktaşının açtığı kraterden gelen tuhaf kokunun neden olduğunu söyledi.
Büyük bir ateş topu şeklinde düşen ve bir yer sarsıntısına da neden olan göktaşının açtığı 30 metre çapında ve 6 metre derinliğindeki kraterden kaynar su çıktı ve çevresinde küller oluştu. Krateri inceleyen 7 polis de rahatsızlanarak, tedavi altına alındı.
Büyük bir ateş topu şeklinde düşen ve bir yer sarsıntısına da neden olan göktaşının açtığı 30 metre çapında ve 6 metre derinliğindeki kraterden kaynar su çıktı ve çevresinde küller oluştu. Krateri inceleyen 7 polis de rahatsızlanarak, tedavi altına alındı.
Hagi'ye ilk 11 talimatı
Steaua Bükreş'in teknik direktörü, Galatasaray'ın efsanevi futbolcusu George Hagi'ye, takımın patronundan ilk 11'i değiştirmesi talimatı geldi.
Bükreş takımının sahibi Gigi Becali, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Şampiyonlar Ligi (H) Grubu'nda yarın Slavia Prag'a karşı oynayacakları maçta teknik direktör Hagi'nin kafasındaki ilk 11'i değiştirerek, kendi istediği 2 oyuncuyu da kadroya alması talimatı verdiğini söyledi.
“Prag'daki maçta ilk 11'de golcü Romeo Surdu ve orta alan oyuncusu Valentin Badoi'yi görmek istiyorum” diyen Becali, “Eğer Hagi onları oynatmazsa takımdan ayrılacak” ifadelerini kullandı.
Hafta sonu oynanan Rapid Bükreş maçında takımın 0-0 berabere kalmasından da Hagi'yi sorumlu tutan Becali, Hagi'nin Surdu ve Badoi'yi kullanmadığı için gol atamadığını savunmuştu.
Steaua Bükreş'in patronu Becali, “Ben eski büyük futbolcu Hagi'yi ondan daha büyük teknik direktör Hagi'ye çevirmeye çalışıyorum ama o beni dinlemiyor” derken, Becali'nin daha önce de Hagi'yi görevden almakla tehdit ettiği, ancak bunu bir türlü yapmadığı kaydedildi.
Bükreş takımının sahibi Gigi Becali, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Şampiyonlar Ligi (H) Grubu'nda yarın Slavia Prag'a karşı oynayacakları maçta teknik direktör Hagi'nin kafasındaki ilk 11'i değiştirerek, kendi istediği 2 oyuncuyu da kadroya alması talimatı verdiğini söyledi.
“Prag'daki maçta ilk 11'de golcü Romeo Surdu ve orta alan oyuncusu Valentin Badoi'yi görmek istiyorum” diyen Becali, “Eğer Hagi onları oynatmazsa takımdan ayrılacak” ifadelerini kullandı.
Hafta sonu oynanan Rapid Bükreş maçında takımın 0-0 berabere kalmasından da Hagi'yi sorumlu tutan Becali, Hagi'nin Surdu ve Badoi'yi kullanmadığı için gol atamadığını savunmuştu.
Steaua Bükreş'in patronu Becali, “Ben eski büyük futbolcu Hagi'yi ondan daha büyük teknik direktör Hagi'ye çevirmeye çalışıyorum ama o beni dinlemiyor” derken, Becali'nin daha önce de Hagi'yi görevden almakla tehdit ettiği, ancak bunu bir türlü yapmadığı kaydedildi.
Dünya Fair Play ödülü 12 yaşındaki Hilal'in
2006 Dünya Fair Play Baron Coubertin Büyük Ödülü, 12 yaşındaki ilköğretim okulu öğrencisi Hilal Çoşkuner'in oldu.
Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi'nden (TMOK) yapılan açıklamaya göre, Dünya Fair Play Konseyi'nin (CIFP) Paris'te yaptığı toplantıda, 2006 Dünya Fair Play Ödülleri'ni kazanan sporcular belirlendi.
TMOK Fair Play Konseyi Başkanı Erdoğan Arıpınar'ın da katıldığı toplantıda, dünyanın dört bir yanından ödüller için aday gösterilen sporcuların dosyalarını inceleyen konseyin, 12 yaşındaki Trabzonlu ilköğretim öğrencisi Hilal Çoşkuner'e oy birliği ile Fair Play dünyasının en büyük ödülü olduğu bildirilen, Modern Olimpiyat Oyunları'nın kurucusu Baron Pierre De Coubertin'in adını taşıyan ödülü vermeye kararlaştığı kaydedildi.
Hilal Coşkuner, geçtiğimiz yıl Trabzon'da Okullararası Kros Birinciliği'nde altın madalyaya koşarken, gerideki rakibinin sakatlanıp yere düşmesi üzerine finişe değil arkadaşına yardıma koşmuş, bu davranışının ardından Trabzon Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ve bir gazeteden ödül almıştı.
TMOK Fair Play Konseyi tarafından da kendisine 2006 yılı “Davranış Dalı”nda büyük ödül verilen Coşkuner, Dünya Fair Play Konseyi'ne aday olarak sunulmuştu.
Paris'ten dönen CIFP Konsey Üyesi Erdoğan Arıpınar, yaptığı açıklamada, konseyin bu kararı oy birliğiyle ve alkışlarla verdiğini belirterek, “Bu, Türkiye'nin dünyada Fair Play davranışıyla tanıtılması bakımından gurur verici bir olay.
Türkiye 1983 yılında ilk CIFP Coubertin Büyük Ödülü'nü İsmet Karababa ile kazanmıştı. 24 yıl sonra yeniden aynı mutluluğu yaşıyoruz” dedi.
Dünya Fair Play Ödül Töreni'nin 7-8 Aralık'ta Paris'teki UNESCO merkezinde büyük bir resepsiyonla yapılacağı bildirildi.
Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi'nden (TMOK) yapılan açıklamaya göre, Dünya Fair Play Konseyi'nin (CIFP) Paris'te yaptığı toplantıda, 2006 Dünya Fair Play Ödülleri'ni kazanan sporcular belirlendi.
TMOK Fair Play Konseyi Başkanı Erdoğan Arıpınar'ın da katıldığı toplantıda, dünyanın dört bir yanından ödüller için aday gösterilen sporcuların dosyalarını inceleyen konseyin, 12 yaşındaki Trabzonlu ilköğretim öğrencisi Hilal Çoşkuner'e oy birliği ile Fair Play dünyasının en büyük ödülü olduğu bildirilen, Modern Olimpiyat Oyunları'nın kurucusu Baron Pierre De Coubertin'in adını taşıyan ödülü vermeye kararlaştığı kaydedildi.
Hilal Coşkuner, geçtiğimiz yıl Trabzon'da Okullararası Kros Birinciliği'nde altın madalyaya koşarken, gerideki rakibinin sakatlanıp yere düşmesi üzerine finişe değil arkadaşına yardıma koşmuş, bu davranışının ardından Trabzon Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ve bir gazeteden ödül almıştı.
TMOK Fair Play Konseyi tarafından da kendisine 2006 yılı “Davranış Dalı”nda büyük ödül verilen Coşkuner, Dünya Fair Play Konseyi'ne aday olarak sunulmuştu.
Paris'ten dönen CIFP Konsey Üyesi Erdoğan Arıpınar, yaptığı açıklamada, konseyin bu kararı oy birliğiyle ve alkışlarla verdiğini belirterek, “Bu, Türkiye'nin dünyada Fair Play davranışıyla tanıtılması bakımından gurur verici bir olay.
Türkiye 1983 yılında ilk CIFP Coubertin Büyük Ödülü'nü İsmet Karababa ile kazanmıştı. 24 yıl sonra yeniden aynı mutluluğu yaşıyoruz” dedi.
Dünya Fair Play Ödül Töreni'nin 7-8 Aralık'ta Paris'teki UNESCO merkezinde büyük bir resepsiyonla yapılacağı bildirildi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)